GANÎMET

Harpte kâfirlerden zorla alınan mal. Lügatte, çalışıp yorulmadan elde edilen sey, düşmandan alınan mal mânâlarına gelir. Cem’i yâni çoğulu ganâim ve megânim’dir. Ganîmet önceki ümmetlere helâl değildi. Bundan faydalanma sâdece Peygamber efendimiz ve ümmetine helâl kılındı. Nitekim Enfâl sûresi 69. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Şimdi elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin” buyrulmuştur. Peygamber efendimiz de; “Ganimetler bana helâl kılındı. Benden önce hiç kimseye helâl kılınmadı” buyurmuşlardır.

HASTAHÂNE

Hastaların muayene ve tedavi edildiği, gerekli sıhhî ve fennî şartları hâiz sosyal yardım müessesesi. İslâm târihinde hastahâne için; bîmâristan, mâristân, dâr-üş-şifâ, dâr-üs-sıhha ve dar-ül-âfîye tâbirleri de kullanılmıştır. En çok kullanılan, Farsça bir kelime olan bîmâristandır. Bîmâr; sıhhatini kaybetmiş, hasta mânâsında bir kelime, -istân da yer bildiren bir ek olup, ikisi birlikte hasta mekânı yâni hastahâne demektir. Akıl hastalarının tedâvî gördüğü hastahânelere tımarhâne denirdi.

MURÂD HAN-I (Hüdâvendigâr)

Babası.................... : Orhan Gâzi

Annesi.................... : Nilüfer Hâtûn

Doğumu.................. : 1326

Vefâtı...................... : 1389

Tahta Geçişi............ : 1360

Saltanat Müddeti..... : 29 sene

PRENS SEBAHADDÎN

Osmanlıların son zamanlarında yaşamış, siyâset adamı ve sosyolog. Jön Türkler hareketinin idarecilerinden. Babası, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşa, annesi ise, sultan Abdülmecîd Han’ın kızı Senîha Sultan’dır. 1879’da İstanbul’da doğdu. Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın kızkardeşinin oğlu olduğu için prens diye anıldı. Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşa, Prens Sebahaddîn’in tahsiline özel ehemmiyet verdi. Avrupa’dan muallimler getirterek Fransızca öğretti.

CERBE DENİZ MUHÂREBESİ

Osmanlı ile haçlı donanmaları arasında 1560 senesinde yapılan deniz muhârebesi. Preveze mağlûbiyetinin izlerini silmek isteyen Avrupalılar, Türkleri Batı Akdeniz’den çıkarabilmek için, Turgut Reis’i Cerbe’de vurup askerini imha etmek gayesinde idiler. Ancak bu sayede Tunus ve Trablus İspanya’nın eline geçecekti. Türklerin burayı yeniden ele geçirmeleri ise yılları alırdı.

ANKARAVÎ İSMÂİL RUSÛHÎ

Anadolu’da yetişen büyük velîlerden. İsmi, İsmâil bin Ahmed, lakabı Rusûhî’dir. Ankara’da doğduğu için Ankaravî diye meşhur oldu. Doğum târihi kesin olarak belli olmamakta beraber, on altıncı asrın ikinci yarısında doğduğu bilinmektedir. Ankaravî İsmâil Efendi, ilk tahsilini doğum yeri olan Ankara’da yaptı. Aklî ve naklî ilimleri, zamanının âlimlerinden tahsîl etti. Arabça ve Farsça’yı öğrendi. Zahirî ilimlerde yükseldikten sonra tasavvufa yöneldi. Bayrâmiyye yoluna girip feyz aldı.

BEHÂÎ EFENDİ

Otuz ikinci Osmanlı şeyhülislâmı. Asıl adı Mehmed’dir. Şeyhülislâm Hoca Sa’deddîn Efendi’nin torunu ve Rumeli kazaskeri Abdülazîz Efendi’nin oğludur. Nesebi, Yavuz Sultan Selîm Han döneminin tanınmış şahsiyetlerinden Hasan Can’a ulaşmaktadır. Azîzzâde veya Behâî Efendi diye meşhur olmuştur. 1595 senesinde İstanbul’da doğdu.

MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA

On yedinci yüzyıl sadrâzamlarından. 1634’de Merzifon yakınlarındaki Marınca köyünde doğdu. Sultan dördüncü Murâd’ın Bağdâd’ı fethinde şehîd olan süvârî subaylarından Oruç Bey’ın oğludur. Dört yaşında yetim kalan Kara Mustafa, babasının yakın arkadaşı olan Köprülü Mehmed Paşa’nın himayesinde ve kendisiyle yaşıt Fâzıl Ahmed Paşa ile beraber büyüdü. İyi bir tahsîl görüp kıymetli bir asker olarak yetişti. Köprülü Mehmed Paşa’ya dâmâd oldu.

ELÇİLİK

Bir devleti başka bir devlette temsil eden kimsenin vazifesi, sefirlik. Elçilerin târihi çok eski olup, geçici ve daimî elçiler gönderildi. İslâm târihinde elçilerin maiyyetleri ile birlikte dokunulmazlıkları vardı. Öldürülemezler ve herhangi bir şekilde kendilerine kötü davranılamazdı. Elçiler, sâdece fevkalâde durumlarda göz hapsine alınırlardı. Peygamber efendimiz, Mekke’ye gönderilen müslüman elçisinin dönüşüne kadar, Mekke’den gelen elçileri alıkoymuştur.

TALAT PAŞA

Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında yetişen devlet adamı ve İttihâd ve Terakkî fırkası ileri gelenlerinden. İsmi, Mehmed Talat olup, babası, bâzı kazalarda sorgu hâkimi muavinliği yapan Ahmed Vâsıf Efendi, annesi Hürmüz Hanım’dır. Aslen Kırcaali’nin Çepelceli köyünden olup, 1874’de Edirne’de doğdu. İlk tahsîlini, Vize İbtidâî mektebinde gördükten sonra, Edirne askerî Rüşdiye mektebine girdi. Burayı bitirip, İdâdî mektebine kaydolacağı sırada mekteb muallimlerinden birini döğdüğü için diploma alamadı. Daha sonra aldıysa da, kayıt zamanı geçtiği için idâdiye giremedi.

Pages

Subscribe to BizimSahife RSS