KABAKÇI MUSTAFA

Sultan üçüncü Selîm Han’ı tahttan indiren âsîlerin ele başısı. Kastamonuludur. Mayıs 1807’de Osmanlı sultânına karşı yabancıların da desteği ile harekete geçen âsîlerin lideri olup, isyândan önceki hayâtı karanlıktır. Kabakçı Mustafa, üçüncü Selîm Han’ın tahttan indirilmesindeki rolü ve ondan sonraki tutarsız hareketleri yüzünden Temmuz 1808’de Alemdâr Mustafa Paşa’nın adamları tarafından Boğaz’daki evinde öldürüldü. 25 Mayıs 1807 günü başlattığı isyânıyla meşhur oldu.

Kabakçı Mustafa isyânının sebepleri çok çeşitlidir. On sekizinci asrın sonlarında Osmanlı Devleti dışta ve içeride çeşitli düşmanlarla mücâdele ediyordu. Nizam ve disiplini kalmamış olan yeniçeri ordusunun gayretsizliği neticesinde bu savaşların büyük bir bölümü mağlûbiyetle neticeleniyordu. Bu sebeple sultan üçüncü Selîm Han 1789’da saltanata geçince, ilk olarak Nizâm-ı cedîd adı verilen ıslâhat hareketlerine girişmişti. Bu ıslâhatların en önemli bölümünü ise yeniçeri ordusunun yanında ikinci talimli ve düzenli modern bir ordunun (nizâm-ı cedîd ordusu) kurulması teşkil ediyordu. Nitekim evvelâ İstanbul’da sonra da Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde kurulan Nizâm-ı cedîd-askerleri, ilk defa olarak, Mısır seferi sırasında Akka önünde Napolyon’a karşı başarılar kazandı. Ancak Nizâm-ı cedîdin kuruluşundan itibaren düşmanlık besleyen yeniçeri ocağının kini bu başarılardan sonra daha da arttı. Devlete zararları bir yana hiç bir faydalan dokunmayan; âdetleri, savaşta düşman önünden kaçmak, sulh zamanında eşkıyalık, kabadayılık ve esnaflık yapmak olan yeniçeriler, son günlerinin yaklaştığını iyice hissediyorlardı.

Bu arada sultan Selîm Han’ın ıslâhat fikirlerine karşı çıkan bâzı devlet adamları da yeniçerilerin bu huzursuzluğundan faydalanarak onları teşvik ve tahrik etmeye başladılar. Bu devlet adamlarının başında, vezir Köse Mûsâ Paşa ile şeyhülislâm Topal Atâullah Efendi geliyordu. Nitekim 1807’de Rusya ile Osmanlı Devleti arasında çıkan harp bunlara aradıkları fırsatı verdi ve derhâl nizâm-ı cedîdi ortadan kaldırmak için harekete geçtiler. Akka mağlûbiyetini bir türlü unutamayan, bu sebeple Nizâm-ı cedîde karşı özel bir kin duyan Fransızların İstanbul sefiri Sebastiani de isyânı el altından teşvik ediyordu. İlk olarak Köse Mûsâ Paşa, Mayıs sonlarına doğru, Karadeniz boğazında muhafız yeniçeri yamaklarına Nizâm-ı cedîd elbisesi giydirilmesi için Boğaz nâzırı Mahmûd Efendi’yi görevlendirdi. Fakat yamakların yanına gönderdiği Özel me’murlarda, bu tedbirin pâdişâh tarafından alındığını ve “Nizâm-ı cedîd elbisesi giyerseniz dinden çıkarsınız, giymezseniz tardedileceksiniz. Belki Nizâm-ı cedîd sizi öldürecek” fitnesini yaydı.

Bunun üzerine daha önce teşkilâtlanmış olan yamaklar; “Biz atalarımızdan beri yeniçeriyiz, nizâm-ı cedîd elbisesi giymiyoruz” diye ayaklandılar. Neticede yamakların ağaları olan Halîl Haseki durumu haber alarak, yatıştırmak istedi ise de, orada öldürüldü. Artık isyân başlamıştı. Bunu öğrenen Boğaz nâzırı Mahmûd Efendi, iskeleden kayıkla Büyükdere ocağına sığınmak için yola çıktı. Arkadan yetişen yamaklar onu ve hizmet erini de öldürdüler. Mahmûd Efendi’nin mühürdarı, İstanbul’a gelen kayıkçılardan hâdiseyi öğrenince, kethüda İbrâhim Efendi’ye haber verdi. Bâb-ı âlî vaziyeti öğrenince bir toplantı yaparak durumu görüştü. Kaymakam Mûsâ Paşa’nın; “Bir kazadır olmuş, yamaklar da yola gelmek üzeredir” demesi üzerine sultan üçüncü Selîm, gerekli tedbirlerin alınarak eşkıyanın dağıtılmasını ve zararlarına son verilmesini emretti. Neticede yamakları yumuşatmak ve yatıştırmak üzere bir hey’et gönderilmesi kararlaştırıldı. Gönderilen hey’et onlara nasîhat yerine gayret ve cesaret verdi.

Bu durumdan cesaret alan âsîler, Büyükdere çayırında toplanarak Kabakçı Mustafa’yı lider seçtiler. Müslüman ve hıristiyan her kim olursa olsun hiç bir kimsenin ırz, can ve malına dokunulmamak, eğer dokunan olursa îdâm olunmak ve şeyhülislâm tarafından tasdik edilmedikçe birşey istememek, Atmeydanında toplanarak Bâb-ı âlî’den yapılacak isteklerine izin verilmedikçe dağılmamak üzere aralarında yemin edip, İstanbul’a doğru hareket ettiler. Rastladıkları serseriler de âsîlere katılıyordu. Tarabya’ya geldikleri vakit sayıları bine yaklaştı. İsyancılar Balta limanı ve Bebek’ten geçerlerken Levend çiftliğinden bir bölük Nizâm-ı cedîd askeri indirilip, dağıtılabilecekleri hâlde, Köse Mûsâ Paşa nizâm-ı cedîd askerlerine kışlalarından çıkmamaları emrini gönderdi. Tophane’den geçen âsîlere karşı koymaya hazırlanan Topçu ocağına, Köse Mûsâ Paşa; “Karşı gelinmesün, bu iş cümle ittifakıyledür” haberini gönderdi. İsyancılara önce topçular sonra da cebeci ocağı katıldı. Kabakçı Mustafa, âsîleri Atmeydanı’nda topladı. İsyanın bu hadde gelmesi üzerine sultan Selîm Han, müslüman kanı dökülmesini istemedi ve; “Bu işlere sebep, benim hilmimdir! (Yumuşak huyluluk)” dedi. Köse Mûsâ Paşa, âsîleri teskin edeceğini Sultân’a bildirerek, nizâm-ı cedidin kaldırıldığına dâîr bir hatt-ı hümâyûn çıkarttı. Bu arada Mûsâ Paşa, Kabakçı’ya on bir kişinin isimleri bulunan bir liste gönderdi. Kabakçı, âsîlere; “Bu on bir kişi memleketi harâb edenlerdir, ölü veya diri pâdişâhtan bunları istemeliyiz” dedi. Asîler, Kabakçı’nın bu fikrini kabul ettiler. Sultan Selîm Han, fazla kan dökülmemesi için isyâncıların bu isteğini yerine getirdi ve sarayda bulunanları teslim etti. Zîrâ Sultan onların bu isteklerinin yerine getirilmediği takdirde, zorla saraya girip isteklerini gerçekleştireceklerini biliyordu. İsyancılar, listede ismi geçenleri çeşitli işkencelerle katlettiler. Fakat yamakları isyana teşvik eden devlet ricali bu kadarını kâfi görmedi ve tekrar onları kışkırtarak Pâdişâh’ın tahttan indirilmesini istemelerini telkin ettiler.

Kabakçı Mustafa, şeyhülislâmı Atmeydanı’na davet ederek; “Sultan Selîm’in saltanatta istiklâli yok. Hükümeti bir takım zâlimlerin eline verdi. Hükümete getirdikleri de fukaraya ve reâyâya zulüm yapıyorlar. Böyle bir pâdişâhın hilâfeti caiz midir?” diye sordu. Şeyhülislâm; “Değildir” diye cevap vererek hal’ fetvasını yazdı. Bunun üzerine âsîler; “Sultan Selim’i istemiyoruz, sultan Mustafa efendimizi istiyoruz” diye bağırmaya başladılar. Bir hey’et hal’ fetvasını pâdişâha götürdü. Selîm Han, derin bir acı ile pâdişâhlıktan çekildiğini bildirdi.

Sultan Selîm Han’a saltanattan ferâgattan önce ordu-yı hümâyûnu İstanbul’a çağırarak isyanı bastırması teklif edilmişti. Bu teklife verdiği cevap “Olmaz, sonra Rus orduları Çatalca’ya kadar gelir” oldu. Böylece en büyük felâket ânında dahi devlet ve memleketi düşünerek hareket etti. Osmanlı tahtına yeğeni dördüncü Mustafa Han geçti, istekleri yerine gelen isyâncılar dağıldı.

Kabakçı Mustafa’ya, turnacı başılık rütbesi, yardımcılarından Arnavut Ali’ye Anadolu kaleleri nezâreti ve ağalığı, Bayburtlu Süleymân’a tersâne-i âmire sancağı kaptanlığı verildi. Köse Mûsâ Paşa, öldürülen devlet adamlarının hazîneye devredilmesi gereken mal, mülk ve yalılarına sahip çıktı. Böylece ihtilâlcilerle el birliği yapanlar istedikleri maddî menfaatleri de sağladılar. Bundan böyle devlet işlerine karışmamaları, şartıyla, yeni sultan tarafından yeniçerinin kabahatli tutulmayacağını bildiren bir hatt-ı hümâyûn yayınlandı. Kabakçı Mustafa’nın başarılı olması Tuna’da Ruslarla savaşan ve Yeniçerilerden kurulu orduda büyük bir sevinç meydana getirdi. O sırada orduda bulunan yenilik tarafdârı devlet adamları Rusçuk âyânı Alemdâr Mustafa Paşa’nın yanına sığındılar.

Kabakçı Mustafa isyânı, Osmanlı Devleti’ne maddî ve manevî bir çok zararlar verdi. Devletin ilerlemesi için gerekli olan kabiliyetli devlet adamlarının öldürülmesi kayıpların en büyüğü idi. Büyük emekler harcanarak kurulan Nizâm-ı cedîd’in kaldırılması ise maddî yönden olan kayıplardandır. İsyandan kısa bir süre sonra Rusçuk âyânı Alemdâr Mustafa Paşa, İstanbul’a gelerek ihtilâlin ele başılarını öldürdü ve sultan İkinci Mahmûd Hân’ı tahtta geçirdi.

1) Osmanlı Târihi (E. Z. Karal); cild-5, sh. 77

2) Kabakçı Mustafafa (A. Refik, İstanbul-1331)

3) Târih-i Cevdet; cild-8, sh. 132

4) Îzahlı Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-4, sh. 85

5) III. Selîm’in Biyografisi (Ahmed Cevâd Eren, İstanbul-1964); sh. 61

6) Mufassal Osmanlı Târihi; cild-5, sh. 2810

7) Büyük Türkiye Târihi; cild-6, sh. 402

8) Büyük İslâm Târihi; cild-11, sh. 339

9) Rehber Ansiklopedisi; cild-9, sh. 92